Doğayla Bağımızı Hatırlatan Belgesel: Ashes and Snow

cop, geri donusum, cevre
Geri Dönüşüm Rehberi
Ekim 1, 2018
outdoor turkiye, muzik listesi
Müziksiz Olmaz Diyenlere; Doğadayken Dinleyebileceğiniz 4 Farklı Müzik Listesi
Ekim 14, 2018

İnsanların, hayvanların ve doğanın arasındaki bağı tüm çıplaklığı ile gösteren bir belgesel; Ashes and Snow. Bazen kendinizi doğaya ait hissettiğiniz oluyor değil mi? İşte bu hislerin, nereden kopup geldiğini gösteren bir projeden bahsedeceğiz şimdi.

Her sabah yatağımızdan kalkıp şehrin kalabalığı arasında işlerimize koştursak, kredi kartlarımızla alışveriş yapsak, taksitlerimizi ödesek, koca 365 gün içerisinde hayatımızı kazanmaya çalışmaktan kendimize ayırabildiğimiz 10 gün ruhumuzu dinlendirmeye çalışsak da, bazen öyle anlar geliyor ki, kendimizi doğanın bir parçası gibi hissedebiliyoruz. Çünkü, yaşam alanımızı ne kadar değiştirirsek değiştirelim, bu bizim doğamızda var.

Doğanın renklerini, kentlerin kalabalığından ve griliğinden vakit buldukça gördüğümüz, yırtıcı kuşları ve diğerlerini neredeyse hiç göremediğimiz şehirlerde her şeye rağmen kendimizi doğada hissettiğimiz oluyor evet. Çünkü, kendimizi ne kadar soyutlarsak soyutlayalım, aslında oraya ait olduğumuz gerçeğini biliyoruz.

belgesel, doga

Kentlerde yaşayan bizler, daha az kentleşmiş yada tamamen kırsal olan bölgelerde, hayatlarını doğanın bir parçası gibi geçiren insanların dünyaya bakış açılarını anlamakta zorlanabiliriz. İşte tam burada, insanoğlunun doğaya ait olduğunu ve doğadaki diğer canlılarla muhteşem bir uyum halinde yaşadığını doğrudan gösteren bir belgeselden söz etmek istedik. ‘’Ashes and Snow’’

Belgesel-Dram türündeki bu filmin yaratıcısı; Gregory Colbert. Kanada’da doğduktan sonra ilk çalışmalarını Paris’te yapmaya başlayan Colbert, 1983 yılında toplumsal konular üzerine yaptığı belgesel filmden sonra farklı şeyler düşünmüş olacak ki, uzun bir süre ortalardan kayboldu. O bu süreyi, dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanların hayvanlarla nasıl bir bütün gibi yaşadıklarını kaydetmek, onlar hakkında düşünmek ve yazmak için kullandı. Yaptığı bu uzun seyahatten oldukça etkilenmiş olacak ki Cobert, Ashes and Snow projesi için kolları sıvamıştı. Aslında şöyle bir düşününce, kim böyle bir seyahatten etkilenmezdi ki? Gregor Colbert bu yıllar süren seyahatinde 1992 yılından itibaren; Hindistan, Sri Lanka, Mısır, Dominik Cumhuriyeti, Etiyopya, Kenya, Namibya, Antartika gibi başka kıtalarda bulunan bambaşka ülkelerde, hayvanların ve insanların davranışları üzerine görüntüler toplamaya başladı.

belgesel, doga

10 sene boyunca gezdiği ülkeler içerisinden 8 ülkede yaptığı çalışmaları derleyerek, 2005 yılında Ashes and Snow’u yayınladı. Belgeselin ismi ise, Cobert’in son 1 yılda yaptığı seyahatleri boyunca karısına yazdığı 365 mektubun içeriğinden geliyor. Ashes and Snow’u izlediğinizde göreceksiniz ki, Cobert’in mektupları yaptığı çalışmayla bir bütün halinde karşınızda duracak. Çünkü belgesel bu şiirlerle başlayıp, bunlarla son buluyor. Anlatıcı koltuğunda ise Matrix’ten tanıdığımız Laurance Fishburne var. Müziklerde ise Patrick Cassid, Lisa Gerrard, Nusrat Fateh Ali Khan, Jóhann Jóhannsson ve Djivan Gasparyan gibi isimler yer alıyor. Böyle bir projeden kötü bir sonuç nasıl beklenebilirdi ki?

Bir Belgesel, Bir Sergi ve Bir Kitap

Gregory Colbert’un topladığı bu muazzam görüntülerin yanında, tüm mektuplarını kitaplaştırdığını ve 2004 yılında bastığını da söylemeden geçmek olmaz. Filme ait bir mektup da paylaşalım istedik. Ayrıca belgeselin giriş sahnesi, aşağıdaki şiirin ilk cümlesi ile başlıyor.

belgesel, doga

belgesel, doga

 

”bu anda bana gelirsen, dakikaların saat olur, saatlerin gün, ve günlerin bir ömür olur. 

fillerin prensesine…

tam bir yıl önce kayboldum.

o gün bir mektup aldım.

beni fillerle yaşamımın başladığı yere geri çağırıyordu.

lütfen aramızda bir yıldır süren sessizlik için beni bağışla.

bu mektup sessizliği kırdı.

sana yazacağım 365 mektubun ilki. herbir sessizlik günü için bir tane.

asla bu mektuplardaki kendimden fazlası olmayacağım.

bunlar benim kuş yolu haritalarım.

ve bunlar doğru olacağını

bildiklerimin hepsi.

herşeyi hatırlayacaksın.

herşey öncesi gibi olacak.

zamanın başlangıçında, gökyüzü uçan fillerle doluydu.

her gece gökyüzünde aynı yere yatıyorlardı. ve bir gözleri açık hayal kuruyorlardı.

eğer gece yukarıdaki yıldızlara bakarsanız… bir gözleri açık uyuyan fillerin

ışıldayan gözlerini görürsünüz.

en iyisi bizi izlemeye devam edin.

evim yandığından beri ayı daha net görüyorum.

içime düşen tüm cennetlere bakıyorum.

ellerimle tuttuğum cennetler gördüm, fakat bıraktım.

tutamadığım sözler gördüm.

azaltamadığım acılar…

iyileştiremediğim yaralarbelgesel, doga

dökemediğim gözyaşları…

kederlenemediğim ölümler gördüm.

karşılık veremediğim dualar, 

açmadığım kapılar…

kapatmadığım kapılar… geride bıraktığım sevgililer…

ve yaşamadığım hayaller…  kabul edemediğim, bana sunulanların hepsini gördüm.

arzu ettiğim,
fakat asla almadığım mektuplar gördüm.

olabileceklerin tümünü gördüm,

fakat asla olmayacak…

… bu mektuplar sana olan mektuplarımdır.

kalbim pencereleri yıllardır açılmamış

eski bir ev gibidir.

(…)

 

63 dakikalık bu belgesel film, sizi biraz olsun bulunduğunuz yerden koparıp, bambaşka diyarlara götürebilir. Aslında doğayla ne kadar uyumlu olduğumuzu, hayvanlarla aynı hislere ve düşüncelere sahip olduğumuzu ve doğanın çekiciliğini hissedebilirsiniz. İnsanların ve hayvanların paylaştıkları şiirsel duyarlılığı, filmi izlediğinizde hissedebilirsiniz.

Ashes and Snow 2005 / ABD
Belgesel / Drama
Yazan ve Yöneten: Gregory Colbert
Seslendiren: Laurence Fishburne

Kapsamlı bir sanat projesi olan Ashes and Snow aynı zamanda bir fotoğraf sergisiydi. Sadece bu sergi için, Shigero Ban tarafından, 152 adet büyük konteynırlardan inşa edilen The Nomadic Museum; Venedik, New York, Santa Monica, Tokyo ve Mexico City’de sergilendi. Bugüne kadar ise 10 milyondan fazla ziyaretçiye ev sahipliği yaptı. Bu da Gregory Colbert’i tarihteki yaşayan ve en çok ziyaretçiye sahip olan sanatçı yaptı.

The Nomadic Museum farklı mimari çizgisiyle, katılımcılarına değişik bir tecrübe yaşatmış olmalı.

belgesel, doga

Colbert’e ait fotoğrafların sergileniş biçimi ise bambaşka bir ayrıntıyı içeriyor. Fotoğrafların nasıl ve nerede basılıp bu hale geldiği büyük bir merak konusu. Kullandığımız teknolojiden oldukça farklı  olan baskı biçimi ve kullanılan mürekkepler, dikkat çekici diğer bir ayrıntıyı içeriyor.

belgesel, doga

Son olarak, Gregory Colber’in gerçekleştirdiği projeye ilişkin düşünceleri:

”In exploring the shared language and poetic sensibilities of all animals, I am working towards rediscovering the common ground that once existed when people saw themselves as part of nature and not outside of it. The destiny of whales cannot be separated from the destiny of man, and the destiny of man cannot be separated from the destiny of all of nature. I am exploring new narratives that help build a bridge across the artificial boundaries we have established between ourselves and other species.”

Bir cevap yazın

📲 Ücretsiz İndir